Enerji uzmanlığı ve güvence şirketi DNV tarafından yayımlanan bir rapora göre, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi, 2040 yılına kadar mevcut kapasitesine 860 GW’lık devasa bir güneş enerjisi gücü ekleyecek. Bu, 2024 seviyelerine kıyasla 12 katlık bir artış anlamına geliyor. Raporda, yenilenebilir enerjideki bu hızlı büyümeye rağmen, artan elektrik talebi nedeniyle gazla çalışan santrallerin 2040’a kadar önemini koruyacağı belirtiliyor. Bölgedeki enerji depolama kapasitesinin de benzer bir hızla büyümesi ve küresel payının önemli ölçüde artması bekleniyor.
“Körfez Bölgesi’nde Yenilenebilir Enerjinin Yükselişi” başlıklı rapora göre, MENA bölgesinde kurulacak yeni güneş enerjisi santralleri, enerji depolama sistemleriyle birlikte hayata geçirilecek. Ancak raporda, bölgedeki elektrik talebinin 2060 yılına kadar üç katına çıkacağı ve bu artışın, kurulan yenilenebilir kapasiteyi geride bırakacağı vurgulanıyor. Bu nedenle, gazla çalışan elektrik santrallerinin en az 2040 yılına kadar bölgedeki enerji karışımında kilit bir rol oynamaya devam edeceği öngörülüyor.
DNV’nin projeksiyonlarına göre, önümüzdeki on yıl boyunca talep artışının ana kaynakları binalar ve su arıtma tesisleri olacak. 2040’tan sonra ise elektrikli araçların yaygınlaşması, yapay zeka veri merkezlerinin artışı ve yeşil hidrojen üretimi talebi körükleyen başlıca faktörler haline gelecek. DNV Enerji Sistemleri Orta Doğu ve Afrika Pazar Alanı Yöneticisi Jan Zschommler, “Körfez artık tartışma aşamasından uygulama aşamasına geçiyor. Yenilenebilir enerji büyümesinin 2040’tan sonra talep artışını geride bırakacağını ve bölgenin enerji karışımındaki dönüşümün bu noktadan sonra hızlanacağını öngörüyoruz,” şeklinde konuştu.
Bölgede lider yenilenebilir teknoloji konumundaki güneş enerjisinin kurulu gücünün 2024’teki 76 GW seviyesinden 2029’da 340 GW’a ulaşması bekleniyor. 2040 ile 2060 yılları arasında ise 2,2 TW’lık ek güneş ve rüzgar enerjisi santralinin devreye alınacağı tahmin ediliyor. Enerji depolama sistemleri de benzer bir büyüme trendi sergiliyor. Mevcut 36 GWh’lik depolama kapasitesinin 2030’a kadar 10 kat, 2045’e kadar 100 kat artarak 2060’ta 9,5 TWh’e ulaşması hedefleniyor. Bu artışla MENA bölgesinin küresel enerji depolama kapasitesindeki payı mevcut yüzde 1,4’ten yüzde 12’ye çıkacak.
DNV Enerji Sistemleri CEO’su Ditlev Engel, bu dönüşümün temelinde ekonomik faktörlerin yattığını belirterek, “Yenilenebilir kaynaklar artık düşük maliyetli elektrik sağlıyor ve temiz enerji, rekabetçi sanayi ile geleceğin hidrojen üretimi için bir zorunluluk haline geliyor,” dedi. Depolama teknolojileri alanında ise güneş santralleriyle entegre lityum-iyon batarya sistemleri, pompalı hidroelektrik santrallerini geride bırakacak. Bu yıl sonu itibarıyla kurulan tüm depolama kapasitesinin yüzde 70’ini lityum-iyon teknolojisinin oluşturması bekleniyor.
Raporun dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise, diğer bölgelerin aksine MENA’da şebeke darboğazlarının henüz büyük bir sorun teşkil etmemesi. DNV, 2035 yılına kadar kurulacak güneş enerjisi kapasitesinin şebeke kısıtlamalarından etkilenmeyeceğini öngörüyor. Bununla birlikte, yenilenebilir enerji kapasitesindeki artışa paralel olarak şebeke altyapısı genişletilmez ve modernize edilmezse, 2035’ten sonra şebekenin bir engele dönüşebileceği uyarısı da yapılıyor. Bölgedeki şebeke sistemlerinin görece modern olması ve yenilenebilir enerjiye geçişin henüz erken aşamada bulunması, mevcut olumlu tablonun ana nedenleri olarak gösteriliyor.